*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

13 Temmuz 2017 Perşembe

" ne güzelmiş çocukların! / biten bir yazın meyvesi onlar / çürümüş bir ağacın ömürlük kirazları *

                                          baba kız öremler / ankara / mayıs 2016


                                   aşağıdaki yazıyı alttaki müziği açarak okuyunuz....
                              büyük sözü dinleyiniz... ya da küçük sözü :)) dinleyiniz....




elim telefona gidiyor  gayri ihtiyari...
sonra birden aklıma  geliyor yırtarak zihnimi;
                           
                            "benim babam öldü..."    
                                     
                                      diyorum...
                             
                             "benim babam öldü..." 




burada durmuyor içimdeki ses...
ikinci tekil şahsa dönüp, 
 bir de puşt gibi canımı acıtıyor
"senin baban öldü , murat..."   
diyor...


                 
                   senin baban öldü...
                                   senin de baban öldü..
                                                    senin baban da öldü....



iki harf eklediğinde başka oluyor her şey...
senin de baban öldü  deyince 
biliyorsunuz ki milyonlarca insana benziyor haliniz...


senin baban da öldü...deyince 
ölenlerin yanına,  baban da eklendi artık anlamı çıkıyor....



            "biliyoruz ulan  
                            babamın öldüğünü,   
                                                     ....tir  ol git..."

demek geliyor içimden, içimdeki  realist ikinci sese...
alt dudağımı dişimle ısırırken buluyorum kendimi...



ama numarası duruyor işte...
babam ölse silerdim diyorum bir başka sesimle...
silmezdin numarasını...hangi numarayı sildin ki...
diyor ikinci ses,  yine pis pis acıtarak  sırıtarak...



hem annen artık iki telefonlu diye hatırlatıyor bir de...
doğru ya diyorum, annem artık babam da benim...
o zaman babamın numarası elbette annemde olacak...



belki ben de artık annemin evladının daha ötesindeyim...
babam yok artık...anne evinin de babası olmak var...
bunlar geçiyor ışık hızıyla zihnimden...



amma gelenekçisin derken buluyorum kendimi...
oysa ömrüm geleneklere çakmakla geçmiş...
oysa annemin , hepimizden güçlü olduğunu 
gözlemekle geçmiş yarım asırlık ömrüm...
öyle evlat evin babası artık...falanlara
hiç prim vermez....bilirim...



babamın öldüğünü bile kabullene 
yine de  alırsam telefonu elime 
görüyorum ki  numaranın tam karşısında 
taşkın hocanın kırmızı tişörtlü fotoğrafı  duruyor...
ben çekmiştim bir yaz günü ,  denizde...
ayaklarımı balkonun küpeştesine uzatmışken
doğum günü hediyesi olan eski telefonumla...
kıyıp da uzun süre atamadığım
yolumu nice sonra ayırdığım telefonumla  çekmiştim...



pos beyaz bıyıklarıyla 
sıcaktan bunalmış bakıyor
babam taşkın hoca... 



o kadar belli ki...şimdi şimdi anlamlandırıyorum...
son yıllarda yüzüne oturan  sıkılmış ifade var burada da...
bıkmış  bir hali var bu hayattan...



yine başa dönüyor zihnim....
                  sen yıllardır, kimin numarasını sildin ki 
                   ölünce  bile kimin numarasını sildin ki
                    kaldı ki babanın numarasını silecektin ...
diye  tırmalıyor  içimdeki bir başka ses beni...



30 yıldır , gece gündüz 30 bin insana ulaşmışım...
eski başbakanlardan, müzik insanlarına 
yazar çizer taifesinden futbolculara kadar...
hepsinin her numarası hala duruyor defterlerde....


kaç telefon defteri eskitmişim...
3 mü...5 mi...10 mu...


kaç yayın detayı  saklamışım yıllar boyu...
100 mü   200  mü  300 mü...
bin mi .....3  bin mi ....


sayıların dili bile karışıyor artık zihnimde...
ama bazı numaraların karşısındaki isimler aklımda...
hep aklımda...


* / bir telefon defterini  açınca güniz sokak çıkıyor karşıma...
425 ...diye başlayan numarayı çevirsem...
kim çıkar artık karşıma...gittiğimde yanına 
hacı arif bey'den bardak lahmacun siparişi verilir mi 
islamköylü babayla beraber yenilmesi için...


* / hala telefonumda kayıtlı numarayı çevirsem
o davudi sesiyle "kurthan fişek hoca..." 
ağzında akide şekeri var gibi açar mı telefonu...
"evlat....ne diyorsun bu işlere..."  deyip

kontr soruyla başlar mı muhabbet....


* / "muratçım naber..." der mi  
bam telinin yolcusu / talibi...telefonu açtığımda....
bu sefer artık kesin içeceğiz soğuk biraları...
cümlesini kurduğunda bana,
ikimiz de güler miyiz tembelliğimize...


* / mesela, sıcak bir temmuz akşamında arasam
"aloooo..."  derken gıcıklanan boğazını temizler mi 
kim olduğunu yalnızca bazılarımızın bildiği 
berbat süleyman'ın büyükbabası....



* / rıdvan hocamı bağlar mısınız 
bilir beni,  murat ben desem sekreterine
saniyeler içinde "şekerim buyur, yayın mı var..."
diye en kibar sesiyle selamlar mı beni rıdvan ege hoca...




daha böyle onlarca yüzlerce numara bana bakıyor...
kah sararmış telefon defterlerinde...kah telefonumda.... 


harfler ve numaralar birbirine karışıyor....


ne diyordu mehmet müfit 
o muhteşemkerehüzünlü  şiirinin sonunda ; 


                                 "....annem   ,  annem 
                                         tüm kapıları 
                              çivilemek  geliyor içimden..." 


ne diyor koca yunus ; 
                            "var git biraz da sen oyalan...." 

*/ başlıktaki dizelerin hikayesi , meraklısı için....   
onu tanıdım...beni tanıdı...günler geçti...haftalar...aylar...
konuştuk dereden tepeden...yazdık çizdik...çizdik bozduk...
küstük didiştik...didiştik güldük...görmedik cemalini birbirimizin....
ama gördük  daha ötesini...sevdik de birbirimizi, halimizi tavrımızı....
sevdik zarfın içindeki mazrufumuzu....sevdik yarına dair umudumuzu.....

bir gün pat diye söyledi ;"ne güzelmiş çocukların...."
saniye sektirmeden cevap verdim  ;  
biten bir yazın meyvesi onlar
çürümüş bir ağacın ömürlük  kirazları *

         ( murat örem / 13 temmuz 2017 / ankara....) 

                                               *****

 

















 




 








 

4 Temmuz 2017 Salı

kadınlar heppp ama hepp mağdur olur....erkekler heppp ama hepp daha erken ölür:)) bir murat örem özdeyişi:))




***  bu yazı karpuzlu  bir yaz mevsimi yazısıdır.. deve dişi tabir edilen  okkalı yazar çizer taifesi bu sade suya tirit yazı işinin ilmini yapmıştı eskiden.. bu yazarlar öyle büyük kalemlerdi ki; sıcakta ağır yazı olmazz...okur taifesi dediğin ;   plajdaki havuzdaki hanımlara,  trene bakar !  gibi bakarken,  bizim memleket sevdasıyla dolu  yazılarımız gümbürtüye gider, ağır mevzuları sonbahara saklayalım...diyerek tırı vırı şeyler yazardı...memleketin demokrasi  ve kültür  katarına çook ama çoook katkısı (!!!)  olmuştur bu  yazar çizer taifesinin...



ben de bu metodu deneyeceğim bu sefer...
bakalım  nasıl olacak; allah utandırmasın....
hep öyle, trajik aşk hikayeleriyle gitmez hayat :))) 

vira bismillah :)))  

                                                     ***

hava çok sıcak...öyle diyorlar...peki ne olacaktı ...temmuzda ağustosta ne olacaktı...bin yıldır ne olduysa o olacaktı...o oluyor...ha, derseniz ki , bin yılın daha fazlası oluyor...onu da siz düşünün;  cayır cayır klimalarınızı yakarsanız, crossoverlarınızı yıkatırken harcanan suya arkanızı dönerseniz , herkes böyle yaşıyor derseniz bilin ki bunlar daha iyi günlerimiz...iyi günleriniz :))) 



hava çok sıcakmış....
ne olacaktı temmuzda ağustosta...
daha dün bik bik etmiyor muydunuz, haziran bitiyor kombi yakıyoruz diye...ediyordunuz !!! 



ne çok seviyor insanlar  habire yakınmayı...rahmetli babam taşkın hoca olsaydı şimdi, yazıyı hemen okur, telefonla ya da yanyanayken, mutlaka bir punduna getirip 10  bininci kez "evladım  her şeyi duyma, her şeyi görme...bitmez bu dünyanın lakırdısı,  gümbürtüsü , sen dertlendiğinle kalırsın " derdi... ben de dudağımı ısırıp "peki hocam, çalışacağım dersime ama bir yerden mutlaka şase yapıyor:))) diye cevap verirdim...hikaye aynen tekrar ederdi, bir sonraki benzer  diyalogumuza kadar !!!



yaz geldi....havalar çok sıcak...(öyle diyorlar :)))  yüzler asık...(öyle görüyorum...) insanlar mutsuz...(görmüyorum, gözüme gözüme giriyor bu halleri...göz deyince...size  ilk fırsatta bir göz hikayesi de anlatacağım...zihnimde toparlamaya çalışıyorum...)  




bir büyük yazarı ülkenin şöyle demişti yıllar önce ;  

"içinden geçtiğimiz son 5 yıl dünyanın en kötü 5 yılı...
ama çok daha kötüsü olaacak... 
korkarım ki  bu en kötü 5 yıl, 
önümüzdeki yılların en iyi 5 yılı olacak...!!!"




sizi bilmem ama ben bu cümleleri o zaman okuduğumda da ürpermiştim şimdi de ürperiyorum...anlamayanlar dönsün bir daha okusun...ürpermeyene ilk fırsatta bir soğuk oralet benden de :))) 




en çok şu soru çıkıyor karşıma buradaki yazılar üzerinden...bu yazılar bir kitap olmayacak mı...aslında iyiniyetli bir soru ama ben bu soruya da kıllanmayı başarıyorum:))  burası da bir kitap dükkanı değil mi,  günlük ortalama 500 okurun olduğu diyorum ben de kontr bir soruyla...



uzuuun bir sessizlik oluyor karşılıklı:)))) 



e, peki benim güzel kardeşim...sen bir kitabın bu ülkede 5 bin basılırsa ve 1 yıl içinde biterse  yazarın da yayınevinin de bayram ettiğini  biliyor musun ? bir kitap genellikle yalnızca 1000  adet basılıyor onlarca yıldır...




tabi ; 
burcunuza göre çorbaya tuz koyma metodları...
slip mayo akımını yeniden başlatmak isteyenlere 10 teknik......
orçun bey'in kılı nasıl döndü ... gibi public:))  konuları işleyen ve 10 binlerce satan kitaplar bu klasmanın dışında..onları zaten süpermarketlerde kasanın yanında da görüyorsunuz...gofret sigara alırken bir tane de ondan atıveriyorsunuz kasiyerin önüne çakma:))  raybenler burnunuza düşerken...




bu sitenin  aylık okur trafiğinin, sıfır tanıtım ve sıfır reklam haliyle bile  aylık 15 le 20 bin okur arasında döndüğünü ve yukardaki gerçekleri göz önüne alırsak,  kitap ne zaman çıkacak sorusunun bir önceliği var mı sizce de ? kaldı ki kitap bu ülkede hala çookk tehlikeli yayın...bizim ülkemizde kitap denince insanlar yalnızca ders kitabını anlar...bir de televizyonda dizi dizi sergilenen yasak yayınları...özellikle 1980'ler bu ürkütücü ve hasta resmi zihinlere çakmıştır çatır çutur...eskiden genç kızların bir cep fotoroman kitapları vardı ama onlar da tarihe karıştı....onlara pek  kimseler karışmazdı....hatta o çağın babaları erkekleri; evin kızı  bilmemne olacağına okuyuversin bu saçmalıkları gözümüzün önünde derdi....




hadi biz yine de bunca hengame arasında yine de klasik manadaki bir kitabı çıkaralım sevgili okur;  senin alacağın ne malum....bin dereden bin ayrı su getirirsin de yine almazsın...kapağı yırtık dersin, harfleri küçük dersin, kılım döndü okuyamam şimdi dersin biz de kalırız bu halimizle...



ayrıca bir de yahu bu kitabı yazan bizim bilmemkim.... birlikte okul bahçesinde basket oynardık da ben hep onu yenerdim bir de kitap çıkarmış elaman... bildiğim yerleri anlatmış yok susurluk parkı yok belediye pasajı yok inebey diye sıralamış bir de arada annesinin yaptığı mozaik pastaların reklamını yapmış diyerek küçümsemeyeceğin ne malum :)))  sevgili kardeşim...




bilirim ben bu okur taifesini iyi bilirim...
övünmek gibi olmasın vallahi ciğerini bilirim...




eltisinin düğününe giderken, en şıngırtılı bileziklerini takmak için kocasının canına okuyarak düğüne giden asabi yenge gibi davranır okur taifesi....öfler pöfler...kırk tane kusur bulur...yok yerim dar yok yenim dar diye diye herkesin canını burnundan getirir...okurun büyük kısmı da böyledir...alır kitabı eline...kapağını inceler...sayfalarını karıştırır...aynı baskı kitabın diğerini eline alır onu da şöyle bir tartar et balık kurumu kıyması gibi yoklar mıncık mıncık...sonra da bir başka rafa koyar gider...


ama güzel kardeşim...sen her gün bakkaldan çakkaldan sigara alırken böyle ince eleyip sık dokuyor musun...veriyorsun paranı alıyorsun tütününü...bazen leş gibi nemli çıkıyor o sigara ama ağzını açıp tek kelime ediyor musun...etmezsin...ama iş kitaba gelince edersin :)))





okur taifesi denince şunu da söyleyeyim ...okurlar genellikle ikiye ayrılır....iyi okurlar kötü okurlar...iyi okurlar da ikiye ayrılır...çok çok iyi okurlar ve çok iyi okurlar...kötü okurların da nasıl 2 ye ayrıldığını anlamışsınızdır işte..çok çok kötü okurlar ve çok kötü okurlar...



böyle gider bu...
bitmez !!!



bir de okurlar içinde senden memleketi kurtarmanı ve mutlaka ama mutlaka kesin biçimde taraf tutmanı bekleyenler vardır...farzı misal bir yazında ismet inönü'yü hakkını teslim ederek andıysan artık asla turgut özal'a dair iyi cümle kurmaman gerekir...ya da tersi...fenerbahçe'yi eleştirirsen birileri küser falan filan...





o yüzden iyi yazar nasrettin hoca'nın sen de haklısın fıkrasını hayatının her alanına uyarlamış adamlardan çıkar...benden de zinhar iyi yazar falan olmaz...... çünkü sever okur siyahla beyazı...oysa hayat tam da gridir..ara renklerdir...kimin umrundadır... 




ben size bugün bir de kadınlarla erkeklerin hikayesini anlatacaktım...doldu içim..doldu yüreğim...sağıma bakıyorum ölmüş bilmemkim amcamı görüyorum...ama maşallah teyzem sağ...günlere gidiyor börek yapıyorlar....soluma bakıyorum bilmemkim teyzemi görüyorum...ama amcamız kara taşın altında serin servilerin yareni olmuş yıllardır:)))





teyzeler o kadar çok ama o kadar çok mağdur olmuşlar ki....
fakat maşallah hepsi kör topal gelmiş üç çeyrek asırlık yaşlara:)))
gözümüz yok....allah ömür versin....



amcalar o kadar çok mağdur etmişler ki....
fakat neredeyse hepsine rahmet okuyoruz...
gidiyoruz kabristanlara...
tabur tabur  amcalar karşılıyor bizi....
hüvelbaki... 
hüvelbaki..
hüvelbaki...



insanın aklına vallahi garip şeyler geliyor...
teyzesiz hayat için mi gidiyor amcalar diye:))) 



aaa..bu bizim ayakkabıcı osman amca değil mi..
bu bizim pazarcı bilmemkim enişte değil mi...
bu bizim çorbacı şu  emmi değil mi...


haydi bakalım....
veleddalin amin....
okuyalım amcalara  :)))



sonra dönelim teyzelerin dünyadaki yanına....
dinleyelim onları...
ah evladım rahmetli iyi adamdı ama çok içerdi...
ah evladım rahmetli beni çok aldattı...
rahmetlinin çok fiskesini yedim...



bu arada  gelsin börekler...
kahveler de allah için çifte kavrulmuş :))) 
teyzelerimin hepsinin börekleri de güzel maşallah...



amcalarım gitmiş ama emekli maaşları kalmış:)))
yağ desen halis vakfıkebir...
zeytin desen, zeytinyağı desen  körfezden...
peynir dursunbey kelle....
e  salçayı da yapıveriyor teyzeler....


bir de arada gözleri doluyor rahmetliyi anarken  teyzelerin...
gözyaşları maşallah market kolonyası gibi :)))
saniyeler içinde uçuveriyor o yaşlar....
sonra birden; ztar'da dizi vardı açıver kızım...diyor teyzeler....



amcalar ey amcalar...
etmişsiniz teyzelerimi habire mağdur....
sonra da çekip gitmişsiniz erken erken...


siz ortalama 10 yıl önden gitseniz de amcalarım
teyzelerim yine de heeep mağdur....



hadi bakalım teyzelerim için ; 
"ztarda dizi ver açıver kızım...
dizlerim de çok ağrıyor vikis'i sürüver kızım..."  



hadi bakalım amcalarımız için ; 
hep birlikte   , all together; 
veleddalin amin !!! 

  

(   murat örem / 04 temmuz 2017 / ankara...) 
                    türkümüz de teyzelerimiz için;