*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

5 Mart 2017 Pazar

“ne içten öptünüz babanızı…” diyor yoğun bakımdaki hemşire… “taşkın hocalar hakkıyla öpülmelidir” diyorum ve “hele ki önlerinde upuzun bir yolculuk varsa…” diye tamamlıyorum cümlemi…susuyoruz karşılıklı…

                            
                 anıtkabir / ankara / 1990 nisan / çekirdek örem ailesi




puslu  yağmurlu  cüce şubatın kasvetli  akşamı…edremit susurluk arasını kıvrıla kıvrıla alıyor cenaze aracı…tepesindeki lamba bir mavi oluyor bir kırmızı…geniş yolda sakince yol veriyor bütün araçlar…


 ölüm bir kez daha her şeyi susturuyor…


cenaze aracının içinde  örem ailesinden 3 kuşak bir arada…
dede ve baba, taşkın örem;   bir metal sandukanın içinde…
baba ve evlat, murat örem;  ikili koltukta, yanında oğul umur  var…
evlat ve torun,  umur örsan örem; babasının tam  yanında yol boyunca….


ilerlerken  cenaze aracı,  telefonlar çalıyor,  konuşuyorum …
funda çelik sezer  arıyor,  tonton yanaklı taşkın hocası için iki gözü iki çeşme…
yüz yıllık kardeşim  melek  arıyor şaşkın ve üzüntülü  ses tonuyla…
onu sakinleştiriyorum ben kendimce, yakında  güpgüzel anne olacak melek…


daha  araca  binmeden  sevgili ağabeyim  nurettin kuş  arıyor  boğazı düğümlü.
susmuyor telefonum ,  daha kimselere haber vermesem de…
ve bir kez daha anlıyorum,  acı haberin ışık hızıyla yayıldığını….


50 yaşa  bir kala,  ben de babasız bir erkek evladım artık…!!!
babam taşkın örem,  bir başka suların kaptanı artık…
sevmiyorum hiç ömrümce ,  benim acım var demeyi…
dünyaya gelmek,  acılar denizinde yüzmek zaten !!!


sessize alıyorum telefonumu  bir süre sonra…
arayanları  çok sonra , sakin zamanımda yoklayacağım…


artık babamla kalmak istiyorum…
durup durup siliyorum gözümün yaşını…
ama silemiyorum özümün yaşını…


habire  yakıyorum cigaramı aracın içinde….
dağ gibi sarılıyor  oğlum  umur örsan babasına…


ah umur uh umur dedikçe ben,  
baba ;  dedem  herkesi  severek , çok sevilerek öldü…
çekmeden çektirmeden, çok ama  çok  mutlu öldü …
son günlerinde  tek tek hepimizi görüp adeta  vedalaşarak öldü…
sorsaydık tam da böylesini isterdi dedem …diyor umur
yine  en mantıklı cümleleri kurarak …


                              temmuz 1999 / ankara / ayşın'ın düğün yemeğinde

kelimeler ve anılar bir uçtan bir uca geziniyor zihnimde…
umur’a baktıkça,  94 temmuzunda,   onun doğduğu ilk günü görüyorum….
yine de ; her daim evlatlar babalarını gömmeli diyorum…

                                                 ***************

bitmiş bir kitabın son sayfasını çevirir gibi, hüzünlü bir türküyü hep bir ağızdan mırıldanır gibi akıyor her şey…susurluktaki  ebedi istirahatgahına”  götüreceğiz  babam taşkın hocayı üzerimize düşenleri yaptıktan sonra…70 küsur yıllık ömrün ardından iki gün süren yoğun bakım zamanı ve “üstü kalsın” diyen babam…takvim 9 şubat 2017’yi gösteriyor…ömrü boyunca  hep hakiki beşiktaşlı olarak  sahada kalan  taşkın hoca,   yağmurlu bir perşembe akşamı  atmayan bir yürekle selamlıyor  50 yılını geçirdiği susurluk’u artık…


pis bir şubat yağmuru yağıyor her yere….


           lise okul çayında / hiçbirini ayırdetmediği öğrencileriyle /1980/susurluk                 
                                                              **********

o kadar iyi tanıyor(d)um ki babamı…o  yoğun bakım kablolarının  arasında uzun süre durmayıp bu resti çekeceğinden o kadar emin(d)im ki…ölümünden dakikalar önce, elini sonra yanağını öpüp kulağına şunu fısıldıyorum ;

  gitmek istiyorsan git baba…
anne babanı, ağabey   kardeşini  özlediysen git…
şu hayattan her şeyden sıkıldıysan da git…
bizim için değil , kendin için ver kararını…
kalmak istiyorsan da kal…
biz sana hep bakarız …”


“ne  içten  öptünüz babanızı…”  diyor yoğun bakımdaki hemşire… “taşkın hocalar hakkıyla öpülmelidir”  diyorum ve “hele ki  önlerinde  upuzun bir yolculuk varsa…” diye tamamlıyorum cümlemi…susuyoruz karşılıklı…

                                                   **************

babam yoğun bakımdayken  bile,  50 yıllık eşini kaybetmeyi aklına getirmek istemeyen anneme,   lisanınca anlatmak için kuruyorum  o cümleleri;  anne, bu yoğun bakımlar falan iyi de !!!   insanı  zorla bitki gibi tutmanın manası yok…gitmek isteyenin ruhunu daha da üzmenin hayatta da,  dinde de  karşılığı yok….  diye…


son dakikalarında onlarca kablonun içinde,  dalları yeşil kalsa da kökünden koparak devrilmiş koskocaman bir çınar olarak  yatıyor  taşkın hoca…bunun geri dönüşü yok…yaşarken hepimize yol gösteren berrak zihni olan biteni anlıyorsa  çok bunalmıştır babam diyorum içimden…garip alarm sesleri çıkarıyor başındaki monitörler… adı benim gibi murat olan doktoruna kuruyorum  şu cümleleri  tane tane ;  

tek bir mimik yok…tek bir bakış yok…tek bir ses yok iki gündür…
bu kablolar şunlar bunlar babamı yaşatmak mı oluyor…
sevmez benim babam makine bile olsa birilerine muhtaç olmayı…
gücü olsa koparır atar…
ben de sevmem… onun oğluyum…


boynunu büken doktor 3. krizi az önce geçirdi diyor… üzmeyin o zaman  gitmek isteyen babaları diyorum ve ekliyorum kahretmeyin evlatlarını da… “YARADANIN”  kurallarını  tababet  diye diye,  makineler diye diye  zorlamayın… geç kalmasın kutlu düğününe kimseler  !!!  sessizce ve hak verircesine bakıyor  doktor murat yüzüme…


                               stüdyo hülyam/çekirdek örem ailesi/susurluk/1980
                                                          ***********

yetişkinlik  yıllarında  en çok o davudi ve gümbür gümbür eyvallahsız sesti babam taşkın hoca…en az 25 yıl boyunca  susurluk lisesinin sınıflarına koridorlarına kimya laboratuvarına bahçesine sinmiş “evladım / yavrum…” diyen o sesti…her  öğrenciyi hem kendine getiren, hem derlenip toparlanmasına vesile olan,  hem de müşfik baba güvenini istisnasız bütün öğrencilerine karşılıksız verirken çok da iyi öğretmen olmuş o davudi sesti babam taşkın hoca…


moleküller atomlar avagadro sayıları diye başlayan kimyanın dilidir taşkın hoca…aritmetiğin matematiğin mantığın dilidir…yol kütle zaman kuvvet diyen fizik biliminin sesidir… cumhuriyet türkiyesindeki temel  bilimlerin dilidir babam taşkın hoca…öğrencilerine hem öğretmen hem arkadaş hem ağabey hem de baba olabilmenin dilidir…


bir zamanlar her maçı izlemeye gittiği susurluk şehir stadının demiryolundaki tribün tarafında  90 dakika boyunca ayakta durup,  bir çoğu  öğrencisi olmuş topçu evlatlarına  coşkulu öğretmen taktiğiyle  ulaştığı  ve hatta bazen teknik direktör misali hariçten gazel okuduğu :)  sestir…

                                                           *******

cuma sabahı oluyor…ilçedeki bütün  camileri tek tek dolaşıyoruz can komşumuz ömer kula ağabeyimle babamın selasını duyurmaları için…bir ara,  yahu murat  annem öldüğünde bu kadar  yanmadım  ben diyor ömer ağabey bana… selalar okunurken  biz de yıkayıp paklamaya koşuyoruz  babamı, ailenin bütün erkekleri olarak yeni mahalle camii gasilhanesinde…eniştemiz / damadı hakan, evlatlarım / taşkın hocalarının torunları umur örsan ve  arda erhan’la birlikte…


son kez  evin önüne getirdiğimizde  büyük bir kalabalık karşılıyor taşkın hocayı… meslektaşları, öğrencileri, evlatları, hemşehrileri o keskin soğuğa aldırmadan bekliyorlar…evin önündeki törende babamın ilk ismi olan ismail’i söyleyip duraklayan görevliye , saliseler  içinde kendiliğinden  “taşkınnn” diye sesleniyor yüzlerce kişi koro halinde...herkes o kadar iyi biliyor ki insanlıkta ve öğretmenlikte kabına sığmayan taşkın bir nehirdi benim babam...bu yüzden aktı susurluk  esnafı, öğretmeni, emeklisi, çalışanı , kadını erkeğiyle evimize, camiye, kabristana hiçbir siyasi sosyal ayrım görmeden göstermeden....


herkesin ama herkesin taşkın hocasıydı benim babam kimseleri gelirine, partisine, şuyuna buyuna bakıp ayırmadan...bin kere varolsun arayanların gelenlerin dualarını esirgemeyenlerin hepsi...


bu yüzden aktı öğrencileri türkiyemizin dört bir yanından cenazeye....
bu yüzden yüzlerce mesaj yayınlandı her yerde canı gönülden...
ne onurdu benim  için ...ne onur...
ömür boyu layık olunması ne zor bir onur....


camiye geçiyoruz  evin önündeki törenin ardından…kadınlar erkekler  upuzun bir kuyrukla  başsağlığı diliyor…can eriklerim umur örsan arda erhan da hemen yanımda dedelerinin başucunda taziyeleri kabul ediyor vakarla…camide beklerken yıllardır görmediğim yüzleri kah tanıyor kah tanıyamıyorum…onların beni tanıması çok  daha kolay,  ben babamın yanındayım  yine, sevmek söz konusu olunca , hep aklına eseni yapan asi ve gönül adamı oğlu olarak  !!!  


namazın ardından  büyük kalabalıkla gittiğimiz kabristanda babam taşkın hocayı ellerim/iz/le toprağa vermek için iniyoruz taze kazılmış mezara ; hakan ve büyük oğlum umur örsanla birlikte…bıçak gibi bir soğuk var her yerde…babamın neredeyse 50 yıl önce ilk öğretmen maaşlarından biriyle aldığı çocukluğumun en güzel lacivert grili battaniyesine sarılı bedenini usulca yatırıyoruz ıslak kara toprağa…


üzerine atılan topraktan koruyacak tahtaları numara sırasına göre yerleştiriyor görevli sanki taşkın hocanın iş yaparken kendinden geçen o muhteşem  titizliğini önceden bilircesine…saliseler içinde aklımdan geçiyor, tahtaları numara sırasına göre yerleştirmese görevli, eni konu evladım numaraları takip et, işimizi iyi yapalım:) der mi der diye babam taşkın hoca…yapılması gerekenlerin hepsi bittiğinde elimizde küreklerle bir sayfayı  daha   kapatıyoruz  tarihteki milyarlarca insanda olduğu gibi…



cüce şubatın buz gibi ayazında kar atıştırıyor  elif elif…
hızla kabristanın kapısına ilerleyip son kez  alıyoruz başsağlığı dileklerini…
her cenazenin,  geride kalan dünyalılar için yıllardan sonra kavuşma vesilesi olduğunu bilecek kadar yaşadığım için,  yıllardır görmediklerime sarılıyorum ben de, birbirine sarılanlara bakıyorum sevgi saygıyla…

yaşam o kadar güçlü ki…
ölümü bile bile yaşamak,  o kadar güçlü ki…


bana öğrettiğin her şey için ;
sesimi yükseltmek gerektiğini öğrettiğin için
yaşadığım toprakları eleştirsem de çok sevmeyi öğrettiğin için
evlat söz konusu olduğunda bazen susmayı hatırlattığın için
gölgenle bile babalığı hissettirdiğin için
50 yaşına gelsem de telefonlarımı  hep  “yavrumm” diye açtığın için
çok iyi bir eş olduğun için.....
senden razıyım ey taşkın hocam   diyorum…



gözüm iki evladım umur örsan ve arda erhan’ı arayıp buluyor yine…
benim de bir yanım hep baba işte…


ve  bedri rahminin muhteşem dizelerini mırıldanıyorum , ailemizdeki bütün kayıplar için ,  bütün yaşayanlar için,  kar bir oraya bir buraya savrulup her bir yana atıştırırken;

“yaşadım!
erik ağaçları şahidimdir
yıldızlar şahidimdir.

yaşadım!
avuçlarımın gücü yettiği kadar
dağları, kadınları, meyveleri
yaşadım!

incirin dallarına yürüyen süt
yonca tarlasından gelen nefes
horozun ibiğinden damlayan kan
yollar ve sevgili türküler şahidimdir…..

            ( murat örem / şubat-mart 2017 / susurluk-ankara)  
   
 bu eseri oğul mazlum çimen, kaybettiği  babası nesimi çimen için bestelemiştir..
                         sanılanın aksine aşk şarkısı  değildir !!!!

12 yorum:

  1. Bizler hep gurbet elde olduğumuz için özlemlere, vedalara alışkınız desek de geri dönülmeyecek yola çıkanlara veda çok zor. Ancak veda mutlaka olacak. Er yada geç. Hani "Allah sıralı ölüm versin." "Bir gün yatak öbür gün kara toprak" derler ya Allah sevdiği kulları böyle alırmış yanına.

    Bizlere düşen, onlara layık evlatlar olabilmek.
    Tekrar başınız sağolsun. Babanın mekanı cennet olur inşallah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. varol namıkcım...
      kıymetli dostum her daim varol...
      sevdiklerin de yanında olsun her daim...

      murat...

      Sil
  2. Murat başınız sağolsun. Taşkın hocama Allah Rahmet Eylesin. Mekanı Cennet Olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. amin değerli ağabey...
      eksik olmayın, varolun...
      sevdiklerinizle artın , eksilmeyin...

      murat...

      Sil
  3. ne güzel anlatmışsın Tonton yanaklımı hem uğurlamanın ne kadar zor olduğunu hem de bırakmak gerektiğini ve bayram gibi bir uğurlama olduğunu zor zamanda dostlar yanında olmalı insanın ben olamamanın hüznünü her zaman hissedecek olsam da yazında Taşkın hocamla tonton yanaklımla anılmanın da mutluluğunu yaşadım sayende... bazıları ölmez arkadaşım sadece gider ve bizlerde yaşamaya devam eder Taşkın hocam gibi annem babam gibi uğurlar olsun ona nur içinde cennet mekanda huzur içinde bizi beklesin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. fundacım,kıymetli bin yıllık okul arkadaşım...
      bütün öğrencilerini severdi taşkın hoca...
      öğrencilerini gönül telinde ayrı yerlerde tuta tuta..


      ben ufak bir çocukken sokakta herkes selam verirdi babama hocam diye, bazen dalgın olurdu bir baş selamıyla uğurlardı, yahu baba ayıp ediyorsun insanlara derdim..onlar benim evladım gönül koymazlar, sen bana gönül koyar mısın..aynısınız derdi...

      anlamazdım ...büyüdüm anladım...öldü eve camiye kabristana koşanları gözümle gördüm anladım...onlar taşkın hocalarına gönül koymadan çok sevmişler...sen de hep onlardandın...bir şubat akşamı tesadüf ben sizi alıp eve getirmiştim...ne sevinmişlerdi arkanızdan...

      ne mutlu..hepimize...

      sevgiler selamlar sezer ailesine...

      murat....

      Sil
  4. tonton arkadaşım (artık babanın yerine bu hitap sanadır) iyi ki yapılmış o ziyaret iyi ki yapılmış o sohbet anımsadıkça hüzünlü bir gülümseme yayılıyor artık yüzüme hele bir de o gün anlatılan köpek hikayesi vardı bilmem hatırlar mısın işte ona ilişkin sonrasında da Taşkın hocamla epey şakalarımız oldu. Hocama Allah rahmet eylesin. Üç silahşörlere de sevgi ve selamlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili funda ,

      bazı tanımlar bazı insanlarla mühürlenir kalır...
      o tanımı , belki de yalnızca o kişi hak etmiştir...

      arkadan gelen evlat da olsa yakışmaz önceki gibi...
      tonton yanaklı tanımı babamındı...öyle derdin sen...
      ezer beni bu yük...taşıyamam...

      sen bana her zamanki gibi murat de isterim...

      çok selam çok sevgi :)))


      Sil
  5. rahmetle şükranla anıyorum mekanı cennet olsun sevenlerine sabır diliyorum yeri doldurulamaz şahsiyet karakter sevgi dolu insan . yakın zamanda tanımama rağmen bende iz bırakanlardan biri idi. çok üzgünüm yazmak kar etmiyor. ateş düştü bir kere. güzel anılarınla hatırlayacağız. şükranla anacağız güzel Taşkın abimizi. o anlatılamıyor kelimeler kifayetsiz aslında nurlar içinde yat dualarımız senin için TAŞKIN HOCA .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok kıymetli ve susurluk aşığı nurettin ağabeyim;

      her bir cümlen için
      her bir çaban için
      susurluk sevgindeki samimiyetin için
      ağabeyim olduğun için
      kardeşliğe kabul ettiğin için
      saygılarımla hürmetlerimle ağabeyim...

      murat....

      Sil
  6. Sevgili dostum. Taşkın hocamızı, Taşkın babamızı maalesef yakından tanıyamadım. Ama senin özünü tanıdığımdan onu da tanıdım.
    Yaşar Kemal'in dediği gibi "O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler". Taşkın Hocanın erdemleri yaşayacak, O Köy Enstitülerinden, Öğretmen okullarından gelen ruh bizlerde yaşayacak. Taşkın Hocam da zaten bunu biliyordu, İnsanlar ölür, fikirler ölmez. Önce senin, sonra Susurluğun, sonra da tüm ülkemizin tekrar başı sağolsun. Rahat uyu, ışıklarla uyu Hocam...
    Bilhan DALKILIÇ-EDİRNE

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bilhanım, kıymetli dostum ;

      seninle feriköyde başlayan dostluğumuzda ülkemize dair ne çok umudu paylaştık kah gülerek kah sessizliğe dalarak...

      öğretmenliğin bir meslekten çok ötesi olduğunu sen de yaşadın anne babanla...

      insan birey olarak mutlaka kusurludur...bunu biliyoruz...ancak aynı insan onca kusurun arasında düz bir çizgide temel değerlerinden ödün vermemeyi de bilerek yaşamalıdır...

      bir dönemin öğretmen kuşağı işte bunu başarmış isimlerdi ve bizlere öğrencilerine de döne döne bunu alattılar, hayatlarıyla gösterdiler....

      sana teşekkür ediyorum...hocalarıma anne babana iyi bak...gittiklerinde tarif edilemez bir boşluk oluyor inan...

      sevgiler biraderim...

      murat...

      Sil