*"114" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" ziyaret !
*her cümle "5846" sayılı yasa korumasında !
*fotolar "ekseriyetle" büyütülebilir !
*sağ alttaki küçük dünya ?

3 Mart 2015 Salı

Rapay…bardak nerede ve ne zaman dolup taşıyordu ? ayna nerede “can kırıklı” kaleydeskopa dönüşüyordu ? bellek nerede kırılıyordu ?





          Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını yaşadığım ilçede ne çok gördüm onu…
        
Rapay derdi ilçenin insanları ve belli belirsiz bir korku saygı karışımı geçerlerdi yanından daima…

İnsan içine çok karışmazdı Rapay…

Ya da
içine karışmak için
insan arardı da; 
pek bulamazdı !!!
                 
Şimdi sisli bir bulutun arkasına saklanmış yıllar öncesine enikonu gitmek isteyen zihnimde beliren resmini o kadar flu hatırlıyorum ki; gözü nasıldı kaşı nasıldı yüzü nasıldı Rapay’ın çıkaramıyorum…

Ama bütün Rapaylar gibi sakallıydı…
Yüzü kavruktu…
Elleri nasırlıydı…
Tırnakları kirli, çehresi kırış kırıştı Rapay’ın…

Aklı , biz fanilerin  aklından  farklıydı…

Bazen metruk binalı bir arsanın içinde günler boyunca kalın tahtalardan enikonu gemi yapmaya kalkar , sonra bir gün büyük aynaları yan yana getirir garip düzenekler kurar güneşin enerjisinden yararlanarak tencerelerin içinde bir şeyler ısıtıp pişirirdi…

Mutlaka ama mutlaka bir şeylerle uğraşırdı…
Başladığı işi bitirdiği çok görülmezdi Rapay’ın…
O kadar çok işi vardı ki…

Bağırıp çağırmazdı, insanların üzerine yürümezdi , muhtemelen iyi sigara içerdi ve yine muhtemelen,  bütün muhtemelleri aşarak varmıştı o limana…

Bazen ilçenin o asfalt yolunun kenarında saatlerce yürürken görürdü ahali Rapay’ı…Üstü başı kendine özgü bir ahenk içindeydi…Hasır şapkasının içinden çıkan tel parçalarının, kumaşların , raptiyelerin , çivilerin mutlaka bir anlamı mutlaka bir işlevi olmalıydı…

Dünyanın her yerinde her zaman çocuklar sever gariplikler üzerinden garip ve ürkütücü cümleler kurmayı…Bu yüzden arkadaşlarımın da sohbetlerinde mutlaka Rapay’a çıkan cümleler olurdu…

Onlar o cümleleri kurarken ben daha iki haneli yaşların en başındayken bile, mesela  türkiyenin spor takımlarının neden bol mağlubiyetli günler geçirdiği hakkında, mesela  ürkütücü sağlık ocaklarında neden sevimsiz beyaz floresan lambalar kullanıldığı hakkında kendimce  kafa yoran sevimsiz meşguliyetleri olan ve kibirli bir erkek çocuğu olduğum için bu tür laflara pek karışmazdım…

Rapay’ı önemsemiyormuş gibi yapardım ama önemserdim.
Hayatım boyunca hiç çocuk ol(a) mayan büyük ve daima huzursuz aklımla Rapay’ın zihninin içinden geçen cümlelerin nerelerde ve ne zaman kısa devre yaptığını merak ederdim…

Rapay sıradan bir fani değildi …
Ama Rapay sıradan bir meczup da değildi…
Deli hiç değildi…

Efsaneler çoktu Rapay hakkında da..
Bugün hiçbirini hatırlamıyorum…

Çocukluğumdan beri neden sorusunu nasıl sorusundan daha çok sevdim ve efsanelerin genellikle nasıl sorusuna cevap verdiğini bildiğim için çok da umursamadım efsaneleri…

Rapay’la ilgili efsaneler hakkında da bu yüzden böyle bellek silici  bir tavır geliştirmiş olabilirim…

Hep sordum, hep soracağım ;
Bir insan,  hayatın neresinde ve hangi evresinde,  kendini de tanımlamak zorunda kaldığı o mücavir alana !  ağız ve ruh dolusu  “ha   .iktir” çekerdi…

Bunun  esbabı mucibesi neydi ki ?

Bardak nerede ve ne zaman dolup taşıyordu  ?
Ayna nerede  “can kırıklı”  kaleydeskopa dönüşüyordu  ?
Bellek nerede kırılıyordu ?

Zaman mekan insan hayat kainat nerede birbirine eklemleniyor ve nevi şahsına münhasır bulamaç halini alıyordu ?

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını yaşadığım ilçede ne çok gördüm onu…
         Rapay derdi ilçenin insanları ve belli belirsiz bir korku saygı karışımı geçerlerdi yanından daima…

         Sonra ben büyüdüm…
         Çocukluğum Kaf Dağının ardında kaldı…
        
Öylesine kaldı ki ; boyumu geçen çocuklarıma seslenmek için bile
mont blanch    tepesindeki  güneş bulutlara teslim oldu…
        
Bu arada Rapay da  zihnimin bir köşesinde yıllarca uyudu uyudu uyudu…
Bir güneşlivemartlıveankarasabahında uyandı Rapaylı zamanlar…

Sonra ben büyüdüm…

O kadar büyüdüm ki ; ayrılıkla ölümü ve dahi yoklukla yalnızlığı  bir terazide tarttığımda bile aklım , mantığım  vicdanım ve haklılığım ağır geldi…

Sonra ben bir daha büyüdüm…

Bir sigara daha yaktım…

Bir selam daha aldım….

Bir kahve daha içtim…

Bir güzel insan daha tanıdım…


Dedim ki ; 
Rapay da güzel insandı…
İnsandı…

Kirli tırnaklarının arasında tuttuğu sigara
Güneşe bakan yüzü
Ve "can kırıklı"  kaleydeskoplu bakışları
Ulus Baker’in  Rapaylı yüzünü  hatırlattı bana yeniden…


ve Erhan dayımın o unutulmaz cümlelerini   ;

“insanlara güven murat 
                           ama insanları iyi belleyerek…”

( murat örem / 03 mart 2015 / ankara…)

-başlıktaki resim / salvador dali -







        

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder